TÜKETİCİ KORUMA KANUNUNDA AYIPLI MAL VE HİZETLERDEN KAYNAKLI SORUMLULUK

Hayatımızın akışında ve uyuşmazlık konusu olarak gerek dava gerekse hakem heyetlerinde karşımıza çıkmakta olan konulardan birisi ayıplı mal ve hizmetlerden sorumluluktur.

            TKHK’nun 8-12. Maddelerinde düzenlenmiş olmakla bu düzenlemedeki amaç mal ve hizmet piyasasında zayıf ve korunması gereken menfaat konumunda olan tüketicilerin korunmasının en etkin biçimde sağlanması ve aynı zamanda tüketicinin malı satın alırken kendi istediği ürünü alması, ayıplı malların satılmasının önüne geçilmesi ve tüketicinin alacak olduğu mal ve hizmetler hakkında detaylı bilgilendirilmesi amaçlanmıştır. Kanunda düzenlenen ayıplı mal ve hizmetlerle ilgili tüm hükümler emredici nitelikte düzenlenmiş olması sebebiyle aksine anlaşmaların yapılmasını engellemiştir.

A-AYIPLI MAL

  1. AYIPLI MALIN TANIMI

Öncelikle ayıplı malın tanımının ne olduğu hususunun açıklanması gerekmektedir. TKHK m.8’de bu tanımlama oldukça geniş bir kapsamda yapılmış olup buna göre ayıplı mal;

  • Teslim anında taraflarca kararlaştırılmış örnek ve modele uygun olmaması,
  • Objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması,
  • Ambalajında etiketinde, Tanıtma ve Kullanma Kılavuzunda internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinde bir veya birden fazlasını taşımaması,
  • Satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olması,
  • Muadili olan malların kullanım amacını karşılayamaması,
  • Tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikleri içermesi.

2. SÖZLEŞMEYE AYKIRI İFADA AYIPLI İFAYA GİRMEKTEDİR.

Kanun ayıplı ifanın tanımını yaptıktan sonra sözleşmeye konu malın, sözleşmede kararlaştırılan süre içinde teslim edilmemesi, montajının satıcı tarafından veya onun sorumluluğu altında gerçekleştirildiği durumlarda gereği gibi monte edilmemesini sözleşmeye aykırı ifa olarak kabul etmekte ve sözleşmeye aykırı ifayı da ayıplı ifa kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.

Burada önemli olan husus satıcının tüketiciye karşı olan sorumluluklarını yerine getirmemesinden kaynaklanmasıdır.

Her ne kadar hukuk sistemimizde ifa halleri çeşitlilik gösteriyor (ayıplı ifa, aliud ifa, eksik ifa, temerrüt gibi), ihlallerin ağırlığına ve türüne göre farklı sonuçlar öngörülmüş olduğu görülmektedir.

TKHK’da ise böyle bir ayrıma gerek duyulmamış olup her türlü yükümlülük ihlalinin ayıplı ifaya sokulduğunu görmekteyiz. Nitekim bu hususta farklılaşma yerine tüketicinin haklarını anlamasında ve uygulamasında kolaylık sağlanması açısından kanunun amacına uygun olarak hareket ettiğini görmekteyiz. Tüketiciye karşı yükümlülüğün satıcı tarafından gerçekleşmemesini tüketici gönül rahatlığıyla tanımlamasını yapabilecektir.

3. AYIPLI MALDAN SORUMLULUK

TKHK m.9’da “Satıcı, malı satış sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle yükümlüdür.” Satıcının yükümlülüğü belirtilmiştir. Bu yükümlülük bir malı tanıtırken, ilan veya reklam da yapmış ise de satıcının bunlardan da sorumluluğu bulunmaktadır.

Bu sorumluluğa yönelik olarak satıcının kullanabileceği kanunda bir kurtuluş kanıtı getirilmiştir. Buda aynı maddenin 2. fıkrasında açıklanmıştır. Buna göre; “Satıcı, kendisinden kaynaklanmayan reklam yoluyla yapılan açıklamalardan haberdar olmadığını ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyeceğini veya yapılan açıklamanın içeriğinin satış sözleşmesinin akdi anında düzeltilmiş olduğunu veya satış sözleşmesi kurulma kararının bu açıklama ile nedensellik bağı içinde olmadığını ispatladığı takdirde açıklamanın içeriği ile bağlı olmaz.”

Örnek vermek gerekirse uygulamada karşılaşılan sık sorunlar su geçirmez ayakkabı, saat veya telefon satışları meseleleridir. Burada su geçirmezin tanımı ile suya dayanıklı olmanın tanımı irdelenmesi gerekmekte bazen de bu geçirmezlik durumunun belli bir süreye kadar olması durumu olarak görmekteyiz. 1 saate kadar suya dayanıklı olan bir telefonun reklamlarda suyun içine atmaları ve suya dayanıklı olduğu belirtilmiş ise de 1 saate kadar olması hususunda bir bilgilendirme yaptığını satıcı ispatlayamazsa mal ayıplı mal olarak kabul edilecektir. Dolayısıyla anlaşılacağı üzere ispat yükü satıcıya yüklenmiş olup tüketici lehine bir hüküm düzenlenmiştir.

4. AYIPLI MAL VE HİZMETLERDEN KAYNAKLI OLARAK TÜKETİCİNİN BİLDİRİM KÜLFETİ BULUNMAMAKTADIR

Borçlar kanununa baktığımızda bir ifaya ilişkin olarak taraflardan birisinin yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde yani TKHK kapsamında bir ayıp söz konusu ise bildirim yükümlülüğü düzenlenmiş iken TKHK’da bildirim yükümlülüğü bulunmamaktadır. Yani tüketici satıcıya herhangi bir bildirimde bulunmaksızın hakem heyetine başvuruda bulunabilir dava açabilir konumdadır.

5. İSPAT YÜKÜ TÜKETİCİ LEHİNE OLMASI KARİNEDİR.

Kanun adı üstünde tüketiciyi koruma kanunu olması sebebiyle tüketiciyi korunması gereken menfaat olarak alıp buna göre düzenlemelerde bulunduğuna şahit olmaktayız. Tüketici lehine olacak şekilde ispat yükü konusunda karine mevcuttur. Şöyle ki; teslim tarihinden itibaren 6 ay içerisinde ortaya çıkan ayıpların teslim tarihinde var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Bu husus önem arz etmekte olup uygulamada tüketici 6 ay içerisinde hakem heyetine başvuru yapılması halinde malın ayıpsız teslim edildiğini ispat yükü tamamen satıcının üzerinde olacaktır. İlk 6 aydan sonra yapılan başvurularda ise ispat yükü yine tüketicide olacaktır.

6. AYIPLI MALLARIN SATIŞI HAKKINDA

Her ne kadar hayatın olağan akışında malların ayıpsız şekilde satılması söz konusu ise de bazen ayıplı malların da satışı olabilmektedir. İkinci el ürünler, defolu ürünler, outlet ürünler gibi ürünlerin satışı da hayatımızda karşılaştığımız satışlardır. Günümüzde ekonomik koşulların zorlaşması da bu ürünlere olan taleplerin artmasına sebebiyet vermektedir. Bazı mobil uygulamalar ve internet siteleri tamamen ayıplı malların veya ikinci el ürünlerin satışı üzerine yoğunlaştığını bilmekteyiz.

Buna göre ikinci el satışlarda tüketicinin ayıbı bildiği, ikinci el olduğu için ayıbı kabul ettiği iddia edilmekte ise de malın ikinci el olması, fiyatının düşük olması sebebiyle malın ayıplı olması durumu söz konusu değildir. Bu sebeple de ikinci el alınan malın ayıplı mal olarak görülmesinin kabulü mümkün değildir. İyi niyet ve mantık kurallarına aykırı çok açık bariz bir ayıp olmadığı sürece tüketicinin sözleşmenin kurulduğu tarihte ayıbı bildiği veya ayıptan haberdar olduğunun ispatı satıcıya aittir. Kanunda da buna ilişkin düzenlemeye yer verilmiş olmakla kanunun aradığı şey siz bu malı satıcı olarak satarken tüketiciye gerekli aydınlatmayı ve bilgilendirmeyi sağlamış olup olunmadığı hususudur. Kanunun 10. Maddesinde bu husus açıkça belirtilmiştir.

Karışıklık olmaması adına kişiler arasında yani tüketici hukuku kapsamında olmayan ikinci el satışlar bu kapsama alınmayacak olup kanun kapsamında bir tarafın tüketim faaliyeti diğer tarafında mesleki veya ticari amaçla satış yapan kişi olması gerekmektedir.

7. AYIPLI MALLARDAN KAYNAKLI OLARAK TÜKETİCİNİN SEÇİMLİK HAKLARI

  • Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme,
  • Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme,
  • Aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme,
  • İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme, şeklinde kanunda belirtilmiştir.

Tüketici tercih ettiği seçimlik hakkı bir ayıbın olması durumunda kullanabilmektedir. Her ne kadar seçimlik haklarda karar tamamen tüketiciye verilmiş ise de uygulamada hakem heyetleri bazen tüketicinin seçimlik hakkını seçtik misal sözleşmeden dönem olarak kullanması halinde onarımı mümkün olması sebebiyle bedelsiz onarımına karar vermektedir.

Burada takdir ne satıcıda ne bilirkişide ne de hakem heyetindedir. Seçimlik hakkı kullanacak olan kişi tüketici olup ilgililerin buna göre işlem yapma mecburiyeti vardır.

    Tüketicinin seçimlik hakkını seçmesinin yanında söz konusu ayıptan kaynaklı bir zararı mevcut ise seçimlik hakların birisinin seçilmesi ile birlikte uğradığı zarara ilişkin tazminat da talep etmesinde bir engel bulunmamaktadır.

Seçimlik hakkını kullanan tüketici bu hakkın tarafınca kullanılması sebebiyle kendisinden hiçbir nam altında bir ödeme satıcı tarafından talep edilemez.

Ayrıca seçimlik hakları inşai nitelikte hakları olması sebebiyle yenilik doğrucu haklardır. Hal böyle olunca bir hakkın seçilmesi sonrasında bu haktan vazgeçip başka bir hakkın kullanılması mümkün olmayacaktır. Yargıtay da bu görüştedir. Bu sebeple de seçimlik hakların terditli şekilde talep edilmesi mümkün değil ise de hakem heyetlerine başvurular genellikle terditli şekilde yapılmaktadır. Hakem heyetlerinin buna ilişkin başvuruları incelerken tüketicinin ilk seçtiği hakka göre işlem yapması doğru olacaktır.

8. SEÇİMLİK HAKLARIN MUHATABI

Eski kanunda satıcının yanı sıra üretici, bayi, acente, ithalatçı ve kredi veren tüm seçimlik haklar dolayısıyla müteselsilen sorumluyken yeni kanun ile;

  • Dönme ve bedel indirimi hakları SADECE satıcıya karşı kullanılabilmekte
  • Ücretsiz onarım ve misli ile değiştirme hakkı satıcının yanı sıra üretici ve ithalatçıya da kullanılabilmekte

Burada kanun koyucu sözleşmenin tarafı olmayan üreticiye karşı bedel iadesi veya bedel indirimi istemek hususunda sözleşme hukukuna aykırılık teşkil edeceğinden dolayı sözleşmenin tarafı olmayan bir kişiden bedel iadesi ve bedel indirimi talep edilemeyeceğini belirterek tüketici aleyhine bir düzenleme yapmıştır.

Her ne kadar tüketici aleyhine yapılmış ise de bu düzenlemeye bir istisna getirilmiştir. Tüketici ücretsiz onarım hakkını satıcıya kullanmasından sonra malın garanti süresi içinde tekrardan arızalanması veya tamiri için azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hallerinde satıcının yanında üretici ve ithalatçıya da seçimlik hakların yöneltilebileceği hususu kanunun m.56/3 maddesinde belirtilmiştir.

B-AYIPLI HİZMET

Kanun ayıplı hizmetin tanımına objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması ve sözleşmede taraflarca kararlaştırılan özellikleri taşımaması yani yükümlülüklerin yerine getirilmemesine benzer nitelikte maddeyi düzenlemiş olup buna ek olarak temerrüt yani sözleşmede belirlenen sürede yapılmamasını da ayıp kapsamına sokmuştur.

Ayıplı hizmetlerde ayıplı malla benzerlik gösterdiği ve sağlayıcının reklam açıklamalarından sorumluluğunda kurtuluş kanıtı getirildiği görülmektedir.

Ayıplı mallarda olduğu gibi ayıplı hizmetlerde de tüketicinin bildirim külfeti bulunmaktadır.

Tüketici seçimlik hak olarak;

  • Hizmetin yeniden görülmesi,
  • Hizmetin sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı,
  • Ayıp oranında bedelden indirim
  • Sözleşmeden dönme haklarını kullanabilmektedir.

C-ZAMAN AŞIMI

Photo by Nathan Dumlao on Unsplash

Ayıplı mal ve hizmetlerde kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşme ile daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren beş yıldır.

Bu süre 2. El satışlarda 1 yıl olarak düzenlenmiştir.

Ayıp, ağır kusur ya da hile ile gizlenmiş olması halinde ise zamanaşımı hükümleri uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.

      Uygulamada bazen hakem heyetlerince zamanaşımının dolması sebebiyle başvuruların reddedildiği ve başvuruların alınmadığı gibi sorunlarla karşılaşmaktayız. Zamanaşımı bir defii olması hasebiyle resen göz önünde bulundurulması gereken bir husus olmamakla birlikte satıcı tarafından ileri sürülmesi halinde dikkate alınması gerektiği açıktır.

      Ayıplı mal ve hizmet alan tüketicilerin haklarını bilmesi önem arz etmekle birlikte hakem heyeti başvurularında ve olası bir dava açma konusunda hukuki yardım alınması gerekmektedir.

Search

Son Yazılar

Kategoriler

KGD Hukuk © 2023. Tüm Hakkı Saklıdır. Web Tasarımı ve Geliştirme — t101.studio